BEKAR ANNE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BEKAR ANNE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2012 Perşembe

Aşk'a 5 Kala...



"Ne olur 5 dakika seni göreyim" diye başlayıp, "Bütün hayatım sen değilsin" diye biten bir duygulanım bozukluğunun altından çıkmıştım... Hak etmediğine kavuşmanın sevinciyle göklerde dolaştırılmış, sonra artık kazanılacak bir zafer kalmadığından, yerin altına sokulmuştum. Yıldızlarla kurtların bile benim yerimin neresi olduğu konusunda kafası karışmıştı. "Yine mi sen?" diye karşıladıkları beni, aralarına almak istemiyorlardı artık. "Ya bak, bunu hak ettiğini düşünüyorsan başka ama asıl yerinin adam akıllı birinin gönlünün başköşesi olduğunu görmüyor musun?" diyorlardı. 

Ve evet. Aşkla randevu filminde olduğu gibi... Siber alemde aranan aşkın aslında yanı başında olduğunu göremeyenler arasındaki yerimi değiştirme zamanının geldiğinin bana hatırlatılmasının zamanı gelmişti.
Sevgili bulmanın hiç bir zaman kolay olmadığını gören, otuz küsur yaşındaki anaokulu öğretmeni Sarah Nolan (DIANE LANE) zamana karşı sürdürülen ruh eşi arayışını bir parça aşağılanma, iki parça kötüye gidiş ve talihliye sunulmuş bir tutam şans olarak görür, ‘doğru’ kişiyi arkadaş ve akrabaların zorlamaları arasında bulamayan Sarah, internet üzerinden sevgili bulma arenasına katılır. İnternet aleminde kendine yeni bir erkek arkadaş arayışına giren Sarah, bu arada öğretmeni olduğu bir öğrencisinin bekar babasına da ilgi duymaktadır. Bir gün internetten karşılaştığı Jake Anderson ile parkta köpek dolaştırırken tanışır. Aklı öğrencisinin babası Bob ile ve Jake arasında gider. Jack de bu arada Sarah'dan hoşlanmıştır lakin onu başkasıyla görünce uzaklaşır.

Kız kardeşlerinin siber buluşma adımını atması için aşırı istekli olan Carol ve Christine, Sarah’nın adını kullanarak onun bilgilerini perfectmatch.com’a (mükemmel eş.com) yazmakla kalmaz, bir de baştan çıkarıcı bir not düşerler: “Şehvetli, seksi, baştan çıkarıcı ve eğlenceli. DWF yıldızlı geceleri paylaşacak özel bir erkek arıyor. Köpekleri sevmesi şart”.
Fakat Sarah bir dizi traji-komik ve uyumsuz eşleşmelere ve web sitesinin önerdiği bir dizi istekli talibe maruz kalmasından ardından, bir de ‘belki mümkün’ bir adaya rastlar. Anlaşılması zor ama ilginç biri olan tekne üreticisi Jake Anderson (JOHN CUSACK) ile tanışır. Jake'in aşırı duygusallığı, Sarah’ı öğrencilerinden birinin eşinden henüz ayrılmış babası Bob Connor (DERMOT MULRONEY)'a iter. Çekici ve rahat bir tip olan Bob, adetâ sipariş üzerine yapılmış, mükemmel bir adamdır… Fakat film, akıllarında birbirleri olan çiftin (Sarah ile Jake) kavuşmalarına yol açan trajikomik olaylar zinciri ile son bulur.
 
2007'den beri aklının bir köşesinde yatıyor olmak, filmin bana vermeye çalıştığı mesajla aynı nitelikte. Meğerse, tokalaşma sırasında bana eğilip, kendini çekmenin sebebi de aklımda başkasının olduğunu düşünmenmiş...Aslında bilmelisin ki, hayatımın ayrılmaz parçası olan sensin, konuşmamız sırasında sözcüklerimin ses tellerimi okşayarak geçmesinde, parmaklarımın zarif görünmek adına incelmesinde, omuzlarımı çökerten, dizlerimi kıran, kafamın önde, gözlerimin yerde, ellerimin cepte olduğu duruştan, dik ve simetrik bir yürüyüşe geçmemde, arabaya binerken ve inerken kapımın açılmasını beklememde, yemek yerken çatal ve bıçağın sessizliğe gömülmesinde, kendimi prenses gibi hissetmemi sağlayan; kibar, ihtimamlı ve incelikli olan ziyafetlerin tümünde sen varsın. Bu yüzden çamurun içinde büyüttüğüm bir devsin sen. Çingene’nin kulağındaki altın küpesin...Porselenin üzerindeki motifsin...Yanaktaki gamzesin...Çatıdaki karsın...Fikrimin ince gülüsün...

Bir akşam yemeğinde, beni neden tercih edeceğini sormuştum... Aldığım yanıtı, tarihe geçmesi açısından paylaşmak istiyorum:
1- İnsana değerli olduğunu hissettiriyorsun.
2- Şahsına münhasırsın.
3- Matrak tarafını seviyorum.
4- Kendisiyle kolay diyalog kurulabilir bir insansın.
5- Güzel bir kadınsın.
6- Söz dinler bir intiban var, söylenen şeyi ciddiye alıyorsun.
7- Anlayışlı bir insan izlenimi veriyorsun.
8- Derin bir tarafın var.
9- Açık sözlüsün.
10- Duygun var- duygu sahibisin.

Aklımın arka koltuğunda yolculuğu tamamlaman ve bundan gocunmaman sana şunu kazandırdı, herkes bir yerlerde indi, zorla indirildi ama seninle yolculuğumuz devam ediyor ve hatta sen içinde bulunduğumuz aracı bile eskittin, dağıttın... Bu yol, elele vermiş iki insanın gidebildiği yere kadar uzayacak...

Hülya Okur yazısıdır. 

26 Temmuz 2012 Perşembe

Kadın Çalışmasın Ki Boşanmasın !

 Bu yazımızı iki gazete haberinin üzerine hazırladık ;
1-  Bir sertifika programı boşanmanın önüne gerçekten geçebilir mi?
2-  Boşanmalar kadının çalışma hayatına katılması yüzünden mi yaşanıyor?

Türkiye’de hızla artan boşanma oranlarına uzun zamandır değinmeye çalışıyoruz. Bekar ve Çocuklular Derneği olarak, birinci ilkemiz "Boşanmayı teşvik edici söylemlerde asla bulunmamak"tır. Ve boşanmış ve tek ebeveynli hayatların zorluklarınız yaşamış insanlar olarak, evliliklerin temel problemini anlamadan, tarafların sorun ve beklentileri belirlenmeden, boşanmaya gidilmesini doğru bulmuyoruz.
Bu anlamda evlilik terapilerinin devlet destekli bir hizmet olmasını da umut ediyoruz.

Çünkü biliyoruz ki, Türkiye’deki boşanma oranlarına katkı sağlayan en az 2, ortalama üç kere evlenip boşanmış kararsız çiftlerimiz mevcuttur. Bu çiftler psikolojik ve sosyolojik olarak evliliklerinin neden her seferinde bittiğini hiç irdelemeden, az biraz kalan sevgilerini tüketmek adına her seferinde geri döndüler.

Sevgi, aşk ve şefkat zor bulunan paha biçilmez bir hazinedir. Sadece evliliklerde değil, ebeveyn-çocuk ilişkisinde, bazılarında iş hayatında gözlemlenen bir var oluştur. En klasik olan kadın-erkek ilişkisine mal edilmiş olan sevgi-aşk-şefkat üçgenidir. Bu üçgendeki dengeyi bozan tarafın "Çalışan Kadın" olduğunu savunan bazı düşünceler var. Dayandırdıkları sebep ise kadının çalışma hayatına katılmış olması, ekonomik özgürlüğe sahip olması hatta hatta, tek başına yetecek kadar kazanması.

Bütün bu kazanılmış değerler kadına kendi özgür seçimini yapacak gücü elbette verir, ama bu böyle bile olsa, kadın sadece kendi iş gücüne güvenerek boşanmak ister mi? Ailesinin, akrabalarının, çocuklarının, dostlarının onayını desteğini almadan boşanma kararı alması mümkün olabilir mi ? Olsa bile bunun sayısı milyon mudur birkaç yüz mü?

Türkiye’de aslında evlilik ve boşanma hepimizi ilgilendiren bireysel konulardır. Ayşe boşanırken Fatma’ya sorar; Fatma dinler ve "eğer böyle daha mutlu olacaksan kardeşim" der ve karar ailece alınır.

Biz şunu söylüyoruz:
Evlilik anne babalarla başlayan bir saadet zinciri ise, boşanma da anne babaları kapsayan bir karar zinciridir. Yani çalışan kadın boşanmanın tek sorumlusu olamaz.

Sosyal hizmet konularında dünyaya örnek olan ve gerçek bir sosyal devlet olan ABD'de 30 milyondan fazla boşanmış çift var. Bu kadar ileri seviyede aile ve ilişki terapisi hizmeti veren, üstelik bu hizmetleri ücretsiz sağlayan bir ülkede nasıl oluyor da bu kadar çok boşanma olabiliyor diye kendimize sorduk. İşte farklı cevaplar: 

- Çünkü terapilerin ve aile danışmanlarının temel motivasyonu, kilise kanunlarını yaşatmaktır. Boşanmanın yasak olduğu bir kültürde boşanma desteklenemez elbet. Ama devlet bünyesinde evliliği kurtarma çalışmaları sonuna kadar denenir; fayda sağlamadığı noktada taraflar son kararlarını verirler.
- Çünkü boşanma da evlenme gibi bir durum değişikliğidir. Kişi bir kere bu durum değişikliğini yaşamayı kafasına koymuşsa yapacaktır. ABD’de ev, iş bulana kadar geçim maaşı, bedava kreş gibi yeni düzene maksimumda destek verildiği sürece taraflar önce boşanmayı sonra gerekirse yeniden denemeyi seçecektir.
- Ücretsiz olmasının sebebi, kısa süreli eğitimlerde sertifika alanların bu terapileri veriyor olması. Dolayısıyla entelektüel kesim akademik formasyonu olmadığı için bu grubu resmi saymıyor. Kullanmıyor. Zaten bu grup insanlar, Türkiye’de de aynı terapi imkânlarını en az kullananlar. Çünkü onlar biliyor. Bildiği bir konuyu duymasına gerek yok. Bu yüzden zaten boşanıyor.

Sonuçta bu programların hepsi toplumsal /bireysel faydayı amaçlayan uygulamalar. Türkiye’de de olmalı ve sadece bir iki şehir değil, bütün ülke bunlardan faydalanmalı. İnsanın kendisine veya ilişkisine objektif bir gözle bakması çok zor. Terapiler size bu pencereyi açmanızı sağlar. Kendi farkındalıklarınızı ve varsa kendi hatalarınızı görmenizi. 

Çünkü hepimiz onlar kadar sorumluyuz biten evliliklerde.

Temel konu; Türk insanının mutlu olmaya, huzurlu bir aile yapısı içinde çocuklarını büyütmeye, dileyen kadının çalışmaya hakkı olduğunu hatırlamamız olmalıdır.


 http://haber.mynet.com/evlilikleri-bitiren-kadinin-calismasiymis-642327-guncel/

24 Temmuz 2012 Salı

Çalışan Kadına Kreş Desteği Yeter Mi


“Kadın istihdamını arttırmak için devlet kreş paralarını ödeyecek.”
22 Temmuz tarihli gazete manşeti olan bu konu, özellikle de çalışan ve çalışmak zorunda olan kadınlarımız için önem derecesi yüksek bir haberdir.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından hazırlanan bu proje, Bechos olarak tohumlarını ekmeye başladığımız bebek projelerle paralel olduğu için tam destek vereceğimiz bir uygulama olacaktır. Umuyoruz bu ve benzeri projeler, sosyal devlet olma yolunda ülkemiz için önemli adımlar atılmasını sağlar.

Önce bu uygulamanın detaylarını inceleyelim :
1.      Kadının çalışıyor olması başvuru birinci şartı: Başvurular Soybis sistemi üzerinden yapılabilecek. Bu sistem bir çeşit gelir-ölçer modülü ile başvuranın uygunluğunu hesaplayacak. Bu değerlendirme 0-100 arasında puanlama ile sistem üzerinden yapılacak. Bu durumda işe girmek istemeniz yeterli olmayacak, işi bulmuş hatta başlamış olmanız gerekir.
2.      Puana göre yardım miktarı belirlenecek. Ama zaten çalışan kişinin geliri vergi ödemeleri ile devlete gittiğinden, örneğin 300TL'lik bir kreş harcamasının yarısını aslında devlet karşılıyor olacak.

      Uygulama da göz ardı edildiğini düşündüğümüz detaylara bakalım :
   1 Bu fiyatlara kreş bulunamayacağını yazıyı okuyan tüm anneler biliyordur. Bütün kayıtlı anaokul ve kreşlere kontenjan açılarak, burslu prensibi ile 300TL üst sınır belirlenmesi gerek. Aksi takdirde hepimiz değişen fiyat ortalamaları ile karşılaşır ve hedeflenen faydaya ulaşamayız. 

  2  Ücret sabitlense bile, ülkede'ki kreş sayısı talebe cevap verecek kadar değildir. Bu yüzden bu proje de kadın kooperatifleri aracılığı ile mahalle arası kreşler kurulması da planlanıyor. Peki bu kreşlerin fiziki şartları, hijyeni, çocukların bakımı, bakıcıların şefkatli ve sevgi dolu yaklaşımları nasıl temin edilecek.

           Kadın istihdamı ile ilgili bazı verilere göz atarak, iyileştirmeler nereden başlamalı ;
* TÜİK verilerine göre ülkemizdeki kadın istihdamı nüfusun %24'lük kısmı; yani yaklaşık 6.7 milyon kadın çalışma dünyasında yer alıyor. Fakat maalesef, bu rakamın sadece %52'si kayıtlı çalışan. Yani nerdeyse 3,5 milyon kadın kayıt dışı çalışıyor.

Bu durumda, çalıştığı halde çalışma durumunu beyan edemeyecek 3,5 milyon kadına kreş hakkı nasıl verilebilir?

Bu ülkede yapacak o kadar çok şey var ki. Ama sanki önce doğum kontrol planı ciddi anlamda empoze edilmeli. Bakılamayacak ocukların doğmasının önüne geçmeli. Kürtaj bir hak olarak kalmalı. Herkese iş hakkı verilebilmesi için sanayimiz geliştirilmeli. Tarım desteklenmeli. Annelerimiz eğitilmeli. Babalarımıza kadınları ve çocukları sevmek, korumak öğretilmeli. Kısacası ;

Bizim değişmemiz gerek. Sizin değişmeniz gerek. Beraber değişmemiz gerek. Başka türlü aydınlığa çıkmaz bu karanlıklar.

26 Haziran 2012 Salı

Çocukların Tepkilerini Nasıl Yorumlamalıyız? - 2 Özel Haber


Soru: Çocuklar babalarıyla tatilden döndükleri zaman, çok asabi oluyorlar, nasıl davranmam gerektiğini bilemiyorum.

Cevap: Bu gibi durumlarda sabırlı olun. Neler yaptıklarını, tatilin nasıl geçtiğini sorun, anlatsınlar. Babalarıyla vakit geçiriyor olmalarının çok normal olduğunu hareketlerinize yansıtın.

Eve döndükleri ilk gün daha önce çocuklarınız uygulasın diye koyduğunuz kuralları hemen dayatmayın. Size yeniden alışmaları için onlara zaman verin.

Soru: Çocuklar babalarıyla vakit geçirdikten sonra, benimle birlikte yaşadıkları evde kendilerini bir yabancı gibi hissediyorlar. Sanki yanlış evdeymiş gibi davranıyorlar. Nasıl davranacağımı bilemiyorum.


Cevap: Her zaman yaşadıkları bir evi küçümseyip, ruh hallerini rahatsız edecek tavırlar takınmaları çocuklar için zararlı bir davranış. Eğer yapabiliyorsanız, eski kocanızla bir araya gelip, çocuklarınızla konuşun. Kafalarını karıştıracak tavırlardan uzak durmalarını sağlayın. Ve mümkünse eve karşı olan saygılarını ve sevgilerini tetikleyici davranışlarda bulunun. Mesela onlara yanlış evde olmadıklarını anlatın. Ama oranın doğru ev olmadığını da ekleyin. Sizinle yaşadıkları veya babalarıyla yaşadıkları ev; her ikisi de değil, çocuklar sadece ikinizi de görebildikleri bir yerde mutlu olacaklardır.

Soru: 14 yaşındaki oğlum babasına çok benziyor. Babasıyla birlikte gittiği tatilden döndüğü zaman aynı babası gibi hep paradan söz etmeye başladı. Bu da beni çileden çıkarıyor, bu durumda ne yapmalıyım?

Cevap: Ergenlik dönemine adım atmış olan oğlunuz için babasını taklit etmesinden daha normal hiçbir şey yok. Çünkü bu genetik bir şey. Ve evet babasının hallerinin aynısını oğlunuzda da görmek sizi çıldırtıyor olabilir, ama söylesenize bu çocuk eski eşinizle olan birlikteliğinizin birlikteliğinizin bir meyvesi değil mi?
Bırakın böyle davransın, mantıklı konularda onu engellemeyin. Zaten bir süre sonra oğlunuz kendi yolunu çizecek ve kendi karakterini oluşturacaktır. Ve buna karşılık olarak siz de kendi fikrinizi ona anlatıp para konularında nerede nasıl davranması gerektiğini anlatabilirsiniz. Böylelikle herhangi bir çaba sarf etmeniz de gerekmeyecek.

Bechos Özel haberdir. (Her hakkı saklıdır.) Sorularınız yanıtlanmaya devam edecek...

20 Haziran 2012 Çarşamba

Çocukların tepkilerini nasıl yorumlamalıyız? ÖzelHaber




Çocuklarımızın davranışlarını nasıl yorumlamalıyız?
-Psikoloğumuz ebeveynlerin sorularını yanıtladı.

Soru: 16 yaşındaki ikinci oğlum bana sitem ediyor, boşanmanın benim hatam olduğunu, babasını dava edip ondan ayrılmamam gerektiğini söylüyor. Nasıl davranmalıyım?
Cevap: Görünüşe göre, oğlunuz ergenlik döneminde, onu bu drama sürüklediğinizi düşünüp öfkesini ve aldatılmışlık hissini size yönlendiriyor. Şunu bilin ki, oğlunuzun sizi suçluyor olması, karşısında örnek alabileceği bir baba olmayışı yüzünden. Neticede kendisi de bir erkek… Bu geçici bir dönemdir. Çok yargılamayın ve sizi anlamayacağını iddia ederek size haksızlık yaptığını da ileri sürmeyin. Sizin ve eşinizin arasındaki sorunları elbette anlamayacaktır. Onun acı ve kederine ortak olun kafidir.

Soru: Boşanalı bir yıl oluyor, 17 yaşındaki kızım babasıyla konuşmayı reddediyor. Bu normal mi?
Cevap: Bir reddedilişe tepki olarak böyle davranması gayet normal. Sizi sıkıntı çekerken, ağlarken görmüş olması, ayrıca sizin duygularınızı benimseyip tepki göstermesine yol açıyor olabilir. Sinirini sizin boşanmanıza istinaden ortaya koyuyor. Tercihine saygı gösterin ve ona eğer isterse babasını görebileceğini söyleyin. Hazır hissettiğinde şoku atlattığı zaman.. İleride kızınızla sağlam ilişkilere sahip olmak istiyorsanız böyle davranmanız çok önemli. 

Soru: Oğullarım babalarının arkadaşlığını kabul etti ama 18 yaşındaki kızım reddediyor. Ne yapmalı?
Cevap: Kızınız babasını reddederek onu cezalandırmak istiyor olabilir, böylece kardeşlerinden de ayrı tutuyor kendini. Böyle yaparak sizi koruduğunu düşünüyor olabilir, babasının bir başka kadınla yaşayacak olmasına karşı çıkması kıskançlıktan kaynaklanıyor olsa bile, diğer kadını bir rakip olarak görüp benimsemeyecektir.
  Kararına saygı gösterin ve eğer diğer kadınla görüşmek isterse kesinlikle karşı çıkmayacağınızı söyleyin. Tabi bunu açıklamak için babasıyla baş başa konuşmak da isteyebilir.


 Bechos Özel haberdir. (Her hakkı saklıdır.) Sorularınız yanıtlanmaya devam edecek.



11 Haziran 2012 Pazartesi

Anne, Süt ve Kutsal Görev : Emzirme


TIME kapak resmi : Jamie Lynne Grumet , 26 , ve hala emzirdiği 3 yaşında ki oğlu.

Hayatın ilk birkaç yılı, sağlıklı yaşamın temellerinin atıldığı çok önemli bir dönemdir. Bu kritik dönemde çocuğun, dolayısıyla yarının büyüğünün yaşaması ve sağlıklı gelişmesi için bazı biyolojik ve psiko sosyal gereksinimleri karşılanmalıdır. Anne sütü, çocuğun tüm bu gereksinimlerini karşılayan en uygun besindir. Çünkü her canlının sütü kendisine ve bebeğine özel olduğu gibi benzersiz bir besin maddesidir.
Yaşamın ilk altı ayında sadece anne sütüyle beslenme oranı dünya genelinde %38dir. Türkiye’de ise emzirme oranları yaygın olmasına karşın ilk iki ayda anne sütüyle beslenen bebeklerin oranı % 69, ilk beş ayda beslenenlerin ise % 24’tür.
Ülkemizde emzirme süresi ise ortalama 16 aydır.
Yani 1,5 yaş.

Peki faydaları nelerdir ? 


EMZİRMENİN ANNE SAĞLIĞI AÇISINDAN ÖNEMİ
  • Emzirme, rahim kasılmalarını uyararak rahmin eski haline dönmesine yardımcı olur, anneyi aşırı kan kaybından ve anemiden korur.
  • Emziren annenin sindirim sistemi daha iyi çalışır, besin emilimi artar.
  • Emzirme, yumurtlamayı geciktirerek yeni bir gebeliğin oluşmasını engeller.
  • Emzirme kilo vermeyi kolaylaştırır. Emzirme kadının günlük enerji gereksinimini yaklaşık 500-600 kalori artırır. Sağlıklı ve doğru beslenen anne, emzirme sırasında enerji harcadığından ve süt üretimi için yağ dokusu kullanıldığından daha kolay kilo kaybeder.
ANNE SÜTÜ İLE BESLENMENİN BEBEK İÇİN YARARLARI
  • Bebek için hem içerdiği besin maddeleri hem de kolay, temiz ve pratik olması nedeniyle idealdir.
  • Bebeğin anne sütünü sindirmesini sağlayan enzimler de anne sütünde mevcut olduğundan anne sütü alan bebeklerde sindirim sorunları görülmez.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir. Anne sütüyle vucüt direncini artıran maddelerin bebeğe geçmesiyle, bebeğin gelişmekte olan bağışıklık sistemine destek olur.
  • İshal ve solunum yolu enfeksiyonu görülme sıklığı emzirilmeyen bebeklere göre azdır.
EMZİRMENİN TOPLUM AÇISINDAN ÖNEMİ
  • Toplumda şeker hastalığı, şişmanlık, kanser sıklığını ve sağlık harcamalarını azaltır.
  • Çocuk hastalıları tedavilerindeki sağlık harcamalarını ve iş gücü kaybı azalır.
  • Çalışan annenin iş gücü kaybı azalır, izin alma ve para kaybı azalır.
  • Anne sütü, artığı olmadığından çevreci bir üründür.
  • Diğer beslenme biçimlerine göre daha ucuzdur. Bebeklerde ve dengeli beslenme sağlandığından sağlıklı nesiller yetişir.
Peki bir anne çocuğunu kaç yaşına kadar emzirmelidir?

Faydalarının bütünlüğünü düşününce anne, çocuk ve toplum bu durumu maksimumda kullanmak isteyecektir. Ama doğru olan süreyi kim belirler? Otoriteler ; anne yoksa çocuk mu ?
Bizce bahsedilmesi gereken önemli bir konu var, Beslenme.
H
er çocuk 5aylıktan itibaren anne sütü ile beraber doğal beslenme ile tanıştırılmalıdır. Doğal seleksiyon sonucu çocuk anne sütünü kendi istediği zaman bitirecektir. Anne bunu kabullenmelidir. Çünkü bu tepkiye rağmen ısrarla anne sütü vermeye çalışmak farklı travmatik sonuçlara sebep olacaktır.  


Unutmayın , sağlam bir vücudu taşıyacak olan sağlam bir ruh ve kişiliktir.

9 Haziran 2012 Cumartesi

Modern Dünyanın Süper Babaları


“Kulak veririm her gece karanlığın sesine
Duygusalım bu günlerde ağlarım her kesime
İçimse belki çocuksu nefretle
Hem Yüreğimi sağlar hem de küfrederim kendime.

Vur demirci vur kızgın kalbime
bununda sivrilmeye düzleşmeye ihtiyacı var
Aldığı onca yaradan sonra nasıl hayatta?
Can yeleği değil de, koruyucu meleği var.”     


                                                                   Şükrü Donuk Şiiridir. 

Hala meleklere mi inanıyorsunuz, diyenleriniz olabilir.
Evet, bizler inananlardanız. Özellikle gittikçe zorlaşan çalışma ve yaşam koşullarında çocuklarını bir melek misali koruyan babaları gördükçe daha da çok inanıyoruz.


Onlar “Modern Dünyanın Süper Babaları”; kanatsız melekler. Çocuklarına karşı ilgili ve sevgi      dolular. Çocukları için yapabilecekleri fedakârlıkların sınırı yok . Ev işi yapıyorlar, alışverişe gidip yemek hazırlıyorlar. Doktor randevularını, mezuniyet törenlerini kaçırmıyorlar. Veli toplantılarında en dişli tartışmaları onlar başlatıyorlar ve futbol maçlarına çocukları olmadan “asla” gitmiyorlar.
 

Daha da fazlasını yapıp, kariyerlerine ara vererek eşlerinin ya da çocuklarının annesinin mesleki fırsatları değerlendirmelerini sağlıyorlar. 
 
Uzmanlar bu babalara: “Modern dünyanın süper babaları” diyor. 



Peki, nasıl oluştu bu çağdaş davranış biçimi?
2000’li yıllarda Amerika’da bir “stay home dad“ sosyal hareketi başlamıştı. Bu hareketin ilk destekçileri her zamanki gibi Holllywood dünyası ve Beyaz Saray’dan çıktı .

Brad Pitt: Kızı 6 yaşına gelinceye kadar film çekmeme ve kızına kendi bakma kararı aldı .

Ben Affleck: Violet’i öyle seviyordu ki onu biberonla besleyip, parkta özgürce yürümek için kariyerini bitirdiğini duyurdu. 


James Rubin: Beyaz Saray’da başkan sekreteriyken, CNN televizyonunun en başarılı muhabiri Christiane Amanpour ile evlendi. Ama spekülasyonları önlemek ve eşinin mesleğini etik koşullarda yapması için istifa etti ve ev babası oldu.
 


Todd Palin: Eşi Sarah Palin, Alaska Valisi iken en güçlü başkan adayı olarak seçimlere hazırlandı. Siyasi rakiplerin iş hayatındaki pürüzleri eşinin aleyhine kullanmamaları için, çalışma hayatına son verdi ve evinin babası oldu.

Bu örnekler Amerika’dan Almanya’ya hatta İstanbul’a kadar çoğaltılabilir. Ama özellikle Almanya’da babalık iznine ayrılan erkeklerin artmasıyla Çalışma Bakanlığı ve Aile Bakanlıkları  “Harika babalar “ adlı bir statü oluşturmuş ve kariyerini donduran babalara bir de ödenek açılmasını sağlamışlar. Bu ödenek çocuk başına 164 Euro. Üçüncü çocuktan itibaren ise bu miktar artıyor.


Uzmanlar yine de uyarmak gereği duyuyor. Süper baba rolünü fazla benimseyip erkek doğanızı unutmayın. Bunu dengelemek için gerekirse çevrenizden yardım istemekten çekinmeyin. Çünkü yarın yine hayatınızda bir kadın olacak.

Kalbinizi kapatmayın.


Sevgiyle Kalın

8 Haziran 2012 Cuma

Yalnız Ebevynlerin Yıldız Çocukları








Yalnız ebeveynlerin yıldız çocukları

Hayatın içinde, yalnız ebeveynler tarafından yetiştirildikleri halde dünyamıza bir yıldız gibi parlamış o kadar çok "çocuk" var ki aslında… 

 Bir bekar anne olarak ben de bir yıldız yetiştirebilmek istiyorum. Vatanına, milletine hayırlı; vefakâr ve mutlu bir birey. Ancak bazen öyle zor anlar yaşıyorum ki, sadece hayaller kurarak işin içinden çıkabiliyorum.
Hayal ediyorum, milyonlarca bekar anne veya bekar baba kim bilir ne zorluklarla çocuklarını büyütüp yetiştirdiler. Onlardan liderler yarattılar , yıldızlar çıkardılar. Peki, kim bu anneler, babalar, kim bu çocuklar?
Merak ettim ve araştırdım. Sonra kendime bir liste yaptım. Zor anlarımda bakıp umutlandığım, yeniden güç kazandığım bir liste. Siz de kendinize örnek bir liste hazırlayabilir, içine yakın çevrenizden örnek aldığınız güçlü ve yalnız ebeveynleri de bu listeye ekleyebilirsiniz.

* ABD Başkanı Barack Obama; bekar bir annenin çocuğu olarak aile büyüklerinin yanında büyüdüğünü biliyor muydunuz?
* Eski ABD Başkanı Bill Clinton; babası annesini o henüz 3 yaşındayken terk etmiş ve annesi tarafından büyütülmüş.
* Mariah Carey; annesi ve babası o 3 yaşındayken boşanmış ve annesi tarafından büyütülmüş.
* Eric Clapton; hiçbir zaman gerçek babasını tanımamış. Büyük anne ve babası tarafından büyütülürken annesinin de kız kardeşi olduğunu sanmış.
* Mary J. Blidge; 4 yaşındayken babası, kendisini ve annesini terk etmiş.
* Jet Li; belki hatırlarsınız, babası Bruce Lee o henüz 2 yaşındayken ölmüştü.
* Madonna; babası o henüz 5 yaşındayken kanserden hayatını kaybetti.
* Jay - Z; babası onu doğduğu an terk etmişti.
* Demi Moore, Al Pacino, Clive Owen, Eva Mednes , Guy Pierce, Keanu Reeves , 2Pac Shukur , Charlize Theron , Ronaldinho ve diğerleri…

Bu listenin sonuna gerçek bir amazon kadını olan annemi Aliye Nalcı'yı ekleyerek bitirmek istiyorum. 
Her evlilik kendi kaderini yaşar elbet ya da her evli çiftin kendi resmi olur. Bazıları erken ayrılıkla çizer bitirir, bazıları zorluklarla mücadele eder ve boyamaya devam eder. Aliye hanım resmini tamamlamadın duvara asmayanlardan.

Sizin var mı böyle bir örnek model anneniz, model babanız? Bize yazın yayınlayalım.

Uzun ve başarı dolu bir yaşam hepimizin olsun sevgili dostlar.
Yertanrısı benim adım . 


7 Haziran 2012 Perşembe

En Ünlü Bekar Anne Madonna

En ünlü bekar anne Madonna Türkiye'de…

Her şarkısında hepimizin anıları olan Madonna’yı neredeyse dört nesildir tanıyoruz desek abartmış olmayız. Onun ne kadar güçlü, enerjik, yaratıcı, bilgiye meraklı bir insan olduğunu biliyor; hayatını yakından takip ediyoruz. Ancak bu kadar güçlü görünen bir kadının, tek başına 4 çocuk yetiştirirken nasıl zorlandığını bilmiyoruz.

Lourdes (15), Rocco (12), David (6) ve Mercy (5) adında dört çocuğu olan Madonna, bekar anne olmanın zorluklarını şöyle anlatıyor: 

“Boşandıktan sonra herkes hayatımı nasıl yaşamam gerektiğiyle ilgili konuşup durdu. Ben zaten her şeye rağmen en iyisini yapmaya çalışıyorum. Neden bu diğer insanları mutlu etmiyor? Herkesi birden mutlu etmeye çalışmak hayatımda yaptığım en zor iş oldu ve artık bunu yapmak istemiyorum."

"Boşanalı dört seneden fazla oldu. Bazen bekar olmanın hafifliğini hissediyor ve o duyguyla mutlu olabiliyorum. Ama çoğunlukla bekar olmak, tek olmak anlamına geldiği için zorlanıyorum. Çocuklarla ilgili her kararı tek başıma vermek zorunda olmak büyük bir stres yaratıyor."

Madonna’nın yeni albümü MDNA'da bekar annelerin yaşamını anlatan bir de şarkı bestelediğini biliyor musunuz?
Şarkının adı: "The song I Don't Give A" . Dinlemek için video'yu tıklayın . 

Madonna, bu şarkıyla tüm dünyadaki bekar annelere örnek bir model olabilmeyi ve onların duygularını biraz olsun anlatabilmeyi istediğini de sözlerine ekliyor.

" Çünkü bekar annelerin dışarıdan güç alarak yaşamaya ihtiyacı vardır. " Madonna.

6 Haziran 2012 Çarşamba

Çalışan Anneler




Çalışan Anneler; 
• Her şeyin mükemmel olması gerektiği inanışınızdan vazgeçin.
• “Bunlara da yetişmeliyim” “Şunları da yapmalıyım” vb. cümleleri, yani -meli –malı’ları hayatınızdan çıkarın. “İyi” ve “yeterli” bir anne olduğunuza inanın.
• Çocuğunuzla aranızda sağlıklı, sevgi ve güvene dayalı bir ilişki kurulmuş ise, etkili bir iletişim kurabiliyor, karşılıklı olarak birbirinizi dinliyor ve duygularınızı açıkça ifade edebiliyorsanız. Siz mutluysanız, onun da mutlu olmaması ve iş yaşamınızdan olumsuz yönde etkilenmesi için hiçbir sebep yoktur. 


Günümüzde ülkemizdeki kadınların, aile bütçelerine katkıda bulunmak, ekonomik özgürlüklerini kazanmak, kariyer yapmak, yeni bir çevre edinmek, eşinin yanında kendini daha iyi bir konumda hissetmek, eğitim aldığı bir alanda meslek sahibi olmak vb. pek çok nedenle iş hayatında aktif rol aldığını görüyoruz. İyi bir iş kadını, iyi bir anne, iyi bir eş, iyi bir evlat olmaya çalışmak gibi aynı anda pek çok rolü mükemmel yapmak zorunluluğunda hissetmek, içinde bulunulan şartları ve sınırları zorlamak çalışan kadını zamanla yıpratmaya başlar ve beraberinde pek çok sorunu getirir. Bu rollerin belki de önemlisi ve çalışan kadını en çok zorlayacak olanı “annelik” rolüdür. Çalışma hayatının hem anne hem de çocuğu üzerinde olumlu ve/veya olumsuz etkileri olacaktır. 


Çalışan kadının karşılaşabileceği sorunlar anne olmaya karar vermesi ile başlayabilir. Bu kadın, çalışma hayatı ve çocuk sahibi olmak arasında bir seçim yapmak zorunluluğunda hisseder. Eğer kariyerine devam etmeyi seçer ise, annelik hissinden mahrum kalacağını düşünür ve çevrenin özellikle de aile büyüklerinin baskısı ile bu süreç daha zorlayıcı ve yıpratıcı olabilir. Eğer anne olmaya karar verirse, bunca yıl aldığı eğitim ve edindiği birikimlerin boşa gideceğini düşünerek kendini değersiz hissetmeye başlayabilir. Bir diğer seçenek ise, anne olduktan kısa bir süre sonra kariyerine geri dönerek hem iş kadını hem annelik rollerini bir arada sürdürmeye çalışmaktır. Çalışma yaşamını da bırakmak istemeyen bu kadınlar, annelik yaşını olabildiğince ileri çekmek ve çocuk sayısını sınırlı tutmak isterler. 


Bebeğime kim, nasıl bakacak?
Çalışmaya başlayan annenin ilk karşılaşacağı sorunlardan biri, bebeğine ya da çocuklarına kimin, nasıl bakacağıdır. Bu çalışan annenin yaşayabileceği ilk kaygıdır. Anne ve bebek arasında sağlıklı bir ilişkinin, güvenli bir bağın oluşabilmesi için ilk birkaç ay annenin bebeği ile birlikte olması, onu emzirmesi, aralarında fiziksel temasın olması bebeğin duygusal, fiziksel ve zihinsel gelişimi açısından çok önemlidir. Bir süre sonra iş hayatına geri dönen annenin bebeğini bırakmak için aklına gelebilecek en güvenilir kişiler anneanne ve babaannelerdir. Burada önemli olan, bebeğe bakacak olan kişinin, mümkünse çocuk yuvaya başlayana dek (3 yaşlarına kadar) değişmemesidir. Özellikle ilk 1-1,5 yıl bakımı üstlenen kişinin sürekliliği ve bakılan mekanın sabit olması (mümkünse kendi evi) çocuğun kişiliğinde güven duygusunun oluşması açısından çok önemlidir. Çocuğun bakımını üstlenebilecek bir diğer kişi ise güvenilir, iyi referansı olan bir bakıcıdır. Bakıcıya karar vermeden önce bir müddet onunla birlikte bebeğin bakımını üstlenmek, onun davranışlarını gözlemlemek ve sonrasında da çocuğun davranışlarını ve bakıcı ile aralarındaki ilişkiyi gözlemlemeye devam etmek doğru olacaktır. Çocuğun bakımındaki en önemli unsurlardan biri ise, bakımı üstlenen kişi ile annenin disiplin anlayışları ve görüşleri arasında bir tutarlılık olmasıdır. Birinin “Hayır” dediğine diğeri “Evet” diyorsa bu çocuğun şartları istediği yönde kullanabileceği ve ipleri eline aldığı bir durumdur. Örneğin, annenin izin vermediği bir şeyi anneanne onaylıyor ya da annenin müsaade ettiği bir şeye bakıcı kızıyor ise, çocukta dengesizlik olacak, istediğini yaptırmak için her iki tarafı da kullanmak isteyecek aşırı ısrarcı ve isyankar bir tutum sergileyecektir. Bu nedenle çocuğun bakımını üstlenen kişiler arasında fikir birliği olması ve aynı dili konuşmaları oldukça önemlidir. 3 yaşından itibaren de çocuğun sosyalleşebileceği bir ortamda bulunması, aynı zamanda fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişiminin de desteklenmesi için uygun bir yuvaya gönderilmesi çalışan ya da çalışmayan tüm anneler için sağlıklı bir seçim olacaktır.


Suçluluk duygusu ve yetersizlik
Çalışan annelerin sıklıkla karşılaştığı bir diğer sorun ise suçluluk duygusudur. Anne her ne kadar elinden geldiğince çocuğu ile ilgilenmeye, ona vakit ayırmaya çalışsa da, çocuğunu evde bir bakıcı ya da bir aile büyüğü ile bırakmak zorunda kalan, tüm bakımı ile ilgilenemeyen, ona yemek yapamayan bir anne, kendini yetersiz hissetmeye başlayacaktır. Bu yetersizlik hissi beraberinde “suçluluk duygusunu” da getirecektir ki, bu duygu ile anneler her akşam eve ellerinde bir oyuncakla geleceklerdir. Vicdanını rahatlatmak, kendini daha iyi hissetmek ve suçluluk duygusunu az da olsa azaltabilmek için sürekli hediye almak zamanla anne için de çocuk için de bir rutine dönüşecektir. 


Yetersizlik hissi “Ben yeterince iyi bir anne değilim” düşüncesinden kaynaklanmaktadır. “İyi anne” olmayı, ev işleriyle uğraşıp çocuğu ile evde ilgilenmek olarak gören anneler yanlış bir algıya düşmektedir. Çünkü şayet çalışan anne, çocuğuna dengeli ve yeterli bir şekilde ilgi, sevgi ve bakımı gösteriyor ise çocuk sağlıklı bir duygusal ve sosyal gelişim göstermektedir. Yapılan çalışmalar göstermiştir ki bu annelerin çocukları bağımsız, sorumluluk sahibi, başarılı ve güvenli bireyler olarak yetişmektedir. Bu denge sağlanamadığı, anne hediyeyi bir rüşvet olarak gördüğü takdirde, çocuklar için bu durum bir alışkanlığa dönüşecek ve hediye konusunda sürekli bir beklenti içinde olacaklardır. Annenin gelmesini dört gözle beklemeye başlayacaktır ki bu ona karşı olan özlemden değil, sırf hediyeyi bir an önce almak için sabırsızlanmaktan ibarettir. 


Çocuklarınıza yetinmeyi öğretin
Hediyenin biçiminden çok, neden verildiği önem taşır: “Bugün bana çok güzel yardım ettin”, “Okulda arkadaşlarınla artık çok iyi anlaşıyorsun” gibi çocuğun başarılarını takdir edip küçük bir hediye vermek ya da  “Aferin”, “Süpersin”, “Çok iyi iş başardın” gibi sözel olarak ödül vermek ya da sadece içten bir şekilde sarılıp öpmek de en doğrusu ve çocuğun en çok ihtiyacı olandır. Ancak annenin ya da babanın vicdan azabından kaynaklanarak, günü kurtarmak için sıklıkla aldığı hediyeler bir süre sonra çocuğu tatmin etmemeye başlar. Kısa bir süre için ona odaklanır sonra da kaldırıp bir köşeye atar. Çünkü her geçen gün yeni bir şeye sahip olan çocuk “yeni” kelimesinin anlamını da tüketmiştir. Bir süre sonra alınan şeyler beğendirilememeye de başlar. Kıyafet alınsa “ama ben o yeni çıkan oyuncaktan istiyordum!” diye ağlama nöbetleri başlar. Sonuç olarak bu çocuklar uzun vadede şımarık, hiçbir şeyden tatmin olmayan, mutsuz bireyler olarak yetişeceklerdir. Dolayısıyla aslında çocuklara yetinmemeyi öğreten aileleridir, bu şekilde her gün alınan sürprizlerle onlara sadece tüketmeyi öğretirler. “Ben yapamadım, o yapsın” “ Benim olmadı, onun olsun” diyerek her istediğine “evet” denilen “hayır”ı duymayan çocuklar için ileride zor günler yaşanacaktır. Ailenin “evet” diyemeyeceği bir gün gelebilir ya da toplumun sınırlar koyacağı günler geldiğinde çocuk bocalayacak, ne yapacağını bilemeyecektir. Daha sonra bu şekilde yetişmiş çocuklarda davranış bozukluklarını, iletişim güçlüklerini görmek kaçınılmaz olacaktır. 


Çalışan annenin karşılaştığı bir diğer sorun ise aşırı sorumluluk yüklenmesi, hem zihinsel hem de fiziksel olarak yorgun olmasından kaynaklanarak, işten eve dönüşte çocuğuna yeterince zaman ayıramama kaygısıdır. Çalışan anneler iş yüklerini çevrelerindeki kişilerden özellikle babalardan destek alarak biraz hafifletebilirler. Hayatlarında öncelik verecekleri işleri sıraya koyup organize edebilirler. Önemli olan annenin çocuğu ile geçirdiği sürenin uzun olması değil, kaliteli olmasıdır. Öpmek, kucaklamak, sarılmak, çocukla duygularımızı paylaşmak, onun da duygularını ifade etmesine fırsat vermek, yardımcı olmaktır önemli olan. Hediyeler yerine sevgi ve ilgi vermek çocuğu tatmin eder. İşten eve dönüldüğünde hemen yemek yapılması gerekiyor ise, bu süre içerisinde mutfakta bir yandan çocuğunuzla sohbet edebilir bir yandan siz yemek yaparken ona da küçük görevler vererek zamanı bir arada değerlendirebilirsiniz. Bir gün yorgun olunup çocukla oynanmasa da ertesi gün bu mutlaka telafi edilmelidir. Hafta içi zor ise, hafta sonlarını dolu dolu, farklı, çocuğun sevdiği, birlikte eğlenilebilecek aktiviteler ile (dışarıda yemek, gezmek, sinemaya gitmek vs.) geçirilmelidir. 


ASLI KIZILTOPRAK TUNA, Uzman Klinik Psikolog
DBE Çocuk ve Genç Psikolojisi. 

İkinci evlilik araştırmaları

Yapılan araştırmalar, boşanma suretiyle ayrılan kişilerin 3 ile 5 yıl sonra yeniden evlendiklerini ortaya koymaktadır.

Erkeklerin yeniden evlenme oranı kadınlara göre daha fazla ve daha çabuktur. Birçok erkek ve kadın ilk evliliklerinde tecrübesiz olduklarından dolayı hatalar yaptıklarını ve bu hatalardan ders alarak artık gerçek sevgiye ve ortak güzel ilişkiye hazır olduklarını hissederler ve yeniden evlenirler

( Gestoff, 1975).


3 Haziran 2012 Pazar

İnsanın Anavatanı Çocukluğudur

Çocuklarınıza zaman ayırdığınız güzel bir Pazar olsun... Buarada Doğan Cüceloğlu'nun küçük bir anısını kaleme aldığı bu büyük hikaye de kulağınıza küpe olsun...

Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:

- Hayrola, neden elimi öpmek istedin?
- Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinizi katıldım. Hayatım değişti. O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.
- Ne oldu, nasıl oldu?
- Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, “Bir insanın anavatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.”
Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya devam etti:
- Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki, “Bir ulusun en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.” Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime düşündüm: Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm. Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?
- Hayır, neden?
- Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum. “Oğlum bugün ödevini yaptın mı?” Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha da sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, “cık” sesini çıkarıyordu. Kızıyordum, söyleniyordum, “Niye yapmıyorsun ödevini!” diyordum. Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.
Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılar vardı; onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devam etti:
- Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım. “Ben ne biçim babayım,” diye kendime sordum. Seminer için geldiğim İstanbul’dan çalışma yerim olan Kayseri’ye gidinceye kadar düşündüm; otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım, biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.
- Radikal bir karar!
- Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam. Gerginliğim, üzüntüm gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime dedim ki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk, çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanları aktardım, böyle böyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedim ki, ya benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama çocukluğunu yaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla ile ilgili pek bir çaba göstermedik, bir bilinç göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdi değiştirelim bunu.
- Eşiniz ne dedi?
- Hocam biliyor musun ne oldu?
- Ne oldu?
- Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, “Bu ne biçim seminer be! Kim bu adam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki çocukluğunu yaşayacakmış! Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek ilerleyecek! Öyle şey olmaz.”
- Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor, kaygılanıyor!
- Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim. Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.
- Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?
- İşte onu dediği günün sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapının yanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım ve dedim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve “Hayır!” anlamına gelen “cıkk” dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıya ineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim, onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saat altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çok mutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla oynamaya başladım. Her gün, her gün, her gün oynadım. Yedi gün sekiz gün sonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla, kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çok seviyorum. Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına vardım ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti. “Ne büyük tehlike!” diye düşündüm. Ömür boyu onun bana bu cümleyi söylemediğinin farkında olmayacaktım.
- Demek farkına vardın, seni kutlarım. Senin farkına vardığın bu durum birçok anne ve babanın farkında olmadığı gizil, örtük ama önemli bir tehlike!
- İçimde bir şükür duygusu, havluyla çocuğumu kuruladım ve giydirdim ve artık her gün oyun oynamaya devam ettik. Zaman geçti, iki hafta sonra okul, öğretmen veli buluşması için okula davet etti. Daha önceki veli buluşmalarında öğretmen, “Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, ama ödevleri kargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor. Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla konuşun. Ödevlerine ilgi gösterin, sınıfta arkadaşlarını rahatsız etmesin. Ödevlerini doğru dürüst yapsın,” demişti. O nedenle öğretmen buluşmasına gitmekten çekiniyordum. Bu davet gelince ben eşime dedim ki, hadi okuldaki buluşmaya beraber gidelim! Yok, dedi, sen tek başına gideceksin, ben gelmeyeceğim.
- Eşiniz gelmek istemedi!
- Hayır istemedi. Ya beraber gidelim, diye ısrar ettim hayır hayır sen yalnız gideceksin dedi. Ben yalnız gittim ve diğer veliler geldikçe sıra bende olduğu halde sıranın arkasına geçtim, sıranın arkasına geçtim ki başka kimse olmadan öğretmenle konuşayım, diye. Mahcup olacağımı düşünüyordum. Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum. En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler. Sıra bende! Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, siz ne yaptınız bu çocuğa, dedi. Hiç cevap vermedim, önüme baktım. Lütfen söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi. “Çok mu kötü hocam?” diye sordum. Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi. “Artık sınıfta arkadaşlarını hiç rahatsız etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim öğrenci oldu. Ne yaptınız bu çocuğa siz?”
- Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?
- Hocam biliyor musunuz öğretmenin karşısında ağlamaya başladım. İnanamıyordum kulağıma, içimden, vay evladım, biz sana ne yaptık şimdiye kadar, duygusu vardı. Eve geldim, karım yüzüme baktı, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı. “O kadar mı kötü?” diye sordu. Ona da cevap veremedim Hocam, ona da cevap veremedim! Ağladım. Daha sonra anlattım. Hocam onun için sizin elinizi öpmek istedim, teşekkür ediyorum. Benim oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatını kurtardınız. Ailemin mutluluğu kurtuldu. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş. Anavatanı mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle yapar ve orada başarılı olurmuş.
“Gel seni yeniden kucaklayayım!” dedim. Kucaklaştık.
“Çocuklar Gülsün diye!” yaşayalım. Çünkü insanın anavatanı çocukluğudur. Çocuklar gülerek, oynayarak büyürse, sonunda büyükler güler. Büyükler mutlu olup gülümseyince tüm ülke, tüm insanlık güler. Çocukların gülmesine hizmet veren herkese selam olsun!
Doğan CÜCELOĞLU

2 Haziran 2012 Cumartesi

"Boşanma ve Çocuk" - Bechos Özel Haber!



Çiftler boşanacakları zaman çocuklarına durumu nasıl açıklamalı ve onlara nasıl davranmalıdır? 


Boşanma kararı alan anne babaların oldukça merak ettiği bu soruların cevaplarını bechos.com için araştırdık.


1) Kaç yaşında olursa olsun, boşanmanın ne demek olduğunu çocuğunuza anlatın, anlayacaktır. Ebeveynleri arasındaki anlaşmazlıklara şahit olan ve bu duruma maruz kalan çocuklara durum anlatıldığı zaman çocuklar daha az sıkıntı çekeceklerdir.


2) Aile arasındaki kavga ve tartışmalar çocuklar için, ebeveynlerinin boşanması neticesinde karşılaşacakları sıkıntılardan çok daha büyüktür, çünkü ister istemez içinde bulundukları ortama dahil olur, bu ortamın ruh haline bürünürler. Çocuklar yaşadıkları ortama ayak uydurur ve ortamın iyi kötü yönlerini sahiplenirler. Bu yüzden anne baba, çocuklarına açıklama yapmadıkça onlar hayatın böyle olduğunu ve böyle devam edeceğini düşünürler.


3) En uygunu boşanma kararını çocuğa birlikte açıklamaktır. Bu konuda anne babalar, sakin bir ruh haliyle, kendi tartışmalarını, anlaşmazlıklarını bir kenara bırakarak, ebeveyn kimliğiyle sorumluluklarını üstlenerek hareket etmelidirler.


4) Ayrılığa dair ne söyleyebilirsiniz?


Mesela:  "Baban ve ben artık eskisi gibi yaşamayacağız. Karı koca olmaktan vazgeçtik. Bu yüzden baban ayrı bir eve yerleşecek, o ev de onun evi olacak." Çocuğunuza kendi hayatında her şeyin olduğu gibi devam edeceğini de söylemeyi de unutmayın.


5) Çocuğun üzerinden suçluluk duygusunu almak lazım, çünkü çocuk bu durumun müsebbibi olarak kendisini görür. Bu konuda onun hiçbir kabahati olmadığını, boşanma sebebinizin o olmadığını ona söylemelisiniz. Böylece çocuk kendi suçu olup olmadığını merak etmeyecek ve huzursuz sendromlara yakalanmayacaktır.


6) Çocuğunuza olan sevginizi  belli edin, çünkü onu artık sevip sevmeyeceğinizi merak edecektir. Devamlı olarak onu sevmekten vazgeçeceğinizi düşünecektir. Onu her zaman kalbinizde taşıyacağınızı, hiçbir şeyin değişmeyeceğini ona hissettirin!


7) Derdini anlatmasına izin verin, rahatsızlığını, kızgınlığını, çocukça duygularını dinleyin. Çünkü bu dışavurumlar pek sık açığa çıkmaz. Bu yüzden ona istediği zaman sizinle konuşabileceğini söyleyebilirsiniz. Bununla beraber istediği zaman sorularını yanıtlayabileceğinizi de belirtin.


8) Kendince bir savunma mekanizması oluşturmasına izin vermeyin. Bütün çocuklar boşanan anne babalarının sonunda tekrar barışacağına inanırlar. Ona böyle bir şey olmayacağını yeniden bir araya gelmeyeceğinizi açıklayın.


9) Çocuğunuzun duygusal dengesini korumak için, onun hiçbir şekilde aranızda aracılık yapmasına izin vermeyin. Kavga zamanlarınızda ve sizin birbirinize olan öfkelenmeleriniz esnasında onu kendi tarafınıza çekmeye çalışmanız onun için bir hayli yıkıcı olacaktır.


Çocuğunuzun aslında size ne söylemek istediğini merak ediyorsanız , popüler yazılar listesinde yer alan       Çocuk Manifestosu  ' nu lütfen okuyun

Bechos.com için araştırılıp hazırlanmıştır.